Yağmurlu ve soğuk bir pazar gününden herkese merhabalar :)
Sabahtan beri kendi kendime konuşuyorken biraz da bloga
yazayım sesimi okuyanlar da duysun dedim!
( peh duyuyorsunuz da sanki :p )
Dün öğlene doğru kalktım ve havayı güneşli görünce dışarı
çıkasım geldi. ( birkaç haftadır cumartesi-pazar pek çıkmıyorum,
çoğu zaman hava kötü oluyor veya içimden gelmiyor )
Gitmişken "biraz uzak bir yere gideyim mesela Şile..." diye
düşündüm fakat vakit geç olduğundan vazgeçtim..Oraya daha
erken gitmek lazım ve nedense tek başıma gitmek de istemiyorum.
Oysa dün yalnız kalmak istiyordum. Tek vasıta gidebileceğim ve
yeterince uzak olan Beykoz'da karar kıldım. ( otobüsle yaklaşık
bir saat sürüyor ) Kahvaltı, gazete v.s faslı derken saat iki gibi
evden çıkabildim...Beykoz'a giden yol uzun olmasına rağmen
hiç sıkıcı değildir çünkü Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli,
Anadoluhisarı, Kanlıca, Paşabahçe ve Boğaz'ın değişken
güzellikleri derken yol biter...Çengelköy'e gelince dayanamadım
indim otobüsten. Kötü birşey olduğundan değil, yürümek
istediğim için... Neredeyse Kandilli'ye kadar yürüdüm.
Aslında hava güneşli olmasına rağmen serindi ve ben yürürken
değişmeye başladı, üşüdüm...Balık tutanlar çok olduğundan
oltaya takılmamak! için Kuleli tarafından yürüdüm daha çok...
Eskiden Beylerbeyinden Kanlıca'ya nasıl yürüyebildiğimizi
düşünüp bir kez daha hayret ettim, çünkü yoruldum...
( aradaki mesafeyi bilmeyenler için km vermek lazım ama bu
konuda hiç iyi değilimdir ) Denizin rengi grimsi.. gökyüzü
masmavi değildi...Yürümek iyi geldi belki ama içime çok şairane
hisler dolmadı açıkcası bu sefer :) Sonra tekrar otobüse bindim,
Beykoz pazarının orada indim. Her yerde olduğu gibi burda da
seçim bayrakları, otobüsleri, anonsları eksik değildi. Her daim
sevdiğim ama ancak yılda birkaç kez fırsatını bulabildiğim pazar
gezme fırsatını kaçırmadım tabii...Pazar çayırın oraya kuruluyor,
eskiden Beykoz Çayırı İstanbul'un meşhur ve sayılı mesire
yerlerinden biriymiş. Her güzel şeyin olduğu gibi buranın da
içine edilmiş zamanla...( düşündüm de Beykoz'u ayrı bir yazıda
anlatmak gerek ) Ben pazara vardığımda hava iyice değişmiş,
rüzgar çıkmıştı..Tenteler havalanacakmış gibi sesler çıkarıyordu.
Buraya daha önceki zamanlarda birkaç kez gelmiştim. Çok
büyük bir pazar değildir, fakat taze sebze, meyveler ve değişik
otlar bulmak mümkündür. Ya da öyleydi ya da mevsimden
bilemeyeceğim farklı birşeylere rastlamadım. Sonradan annemle
konuşunca diğer yerlere göre fiyatların da ucuz olmadığını
anladım. Yani sırf pazar için o kadar yol gitmeye gerek yok...
Orada en sevdiğim şey hava güzelken köşedeki kafede çınar
ağaçlarının altında oturmak ve temiz havayı duyumsamaktır.
Dün soğuk olduğundan bunu yapamadım tabii.
Pazarı dolaşırken bir yerde iki farklı mısıra rastladım.
biri beyaz, biri kırmızı iri taneli..Adama "hangisi daha iyi
patlar? " diye sorunca anlamadı ilk başta. Meğer onlar
çorbalıkmış! Mısır çorbası duymuştum ama böyle sert taneli
şeylerden yapıldığını bilmiyordum...Pazara gitmişken
bari elim boş dönmeyim diye; taze soğan ( ne yapacağım
bilmiyorum ama önceki gün migrosta 4 küsür liraya
görmüştüm, burda 1 lira olunca alayım dedim :) 1 liraya
üç demet! maydonoz, yine 1 liraya fularımsı/şalımsı/ kaşkolumsu
bişi, ayrıca artık 1 lira değil brüksel lahanası, elma, portakal,
patlayacak mısır v.s aldım. Güzel güzel bomboş otobüse binip
eve dönecekken, yolda aklıma unuttuğum birşey geldi ve bizim
evin oradaki durakta inersem alamayacağım için Paşabahçe'de
indim. Normal zamanda iskelenin orda oturup bir kahve içmek
vardı fakat saat 6'yı geçtiği ve de soğuk olduğundan alacağımı
alıp durağa döndüm hemen...İkide birde hava diyorum ama
orada otobüs beklerken o kadar üşüdüm ki, hani iliklerime
kadar dondum diyebilirim..( hala da üşüyorum )
Bu soğuk insanın duygularını öldürüyor bence...Duygusuz
bir yazı oldu zaten! Mart bitecek bu ne soğuktur Allahım...
Yaklaşık 45 dakikalık bir otobüs yolculuğundan sonra,
uzak bir yere gitmiş ama iyi mi olduğunu anlayamamanın
verdiği soğuk bir hisle annemlere gittim.. Benim ellerim ve
yanaklarım buz gibi, anneminse sıcakcıktı..Onun sıcaklığı
bana, benim soğukluğum ona iyi geldi :)
Seçim sloganlarına gelince...Diyeceksiniz ki yukarıdaki
yazdıklarınla ne alaka? Şimdi ben dün Beykoz'a
gitmeseydim buraya yazacağım komik bulduğum slogan
bir tane olacaktı. iki oldu :)
Seçim afişleri asılmaya başladığından beri dikkat ettim de;
Öyle çok zekice yazılmış sıradışı bir afiş yok gibi...Çoğu
sıradan ve yaratıcılıktan yoksun. Bunlar daha ziyade çevre,
görüntü kirliliğine katkı sağlıyor ne yazık ki.
Üsküdar'da akp'nin sloganı: Sen Üsküdarsın, Büyük düşün!
( bunu her ilçeye uyarlamışlar sanırım )
Saadet Partisi adayı Yılmaz Bayat'ın afişi ise :
Üsküdarlılar büyük düşünür, beş yıl daha kaybetmez!
Sözlerin yanında da Bayat'ın sırıtan bir fotoğrafı var.
Her görüşte gülümsüyorum :) kendisine oy vermeyeceğim
ama muzip ve akıllıca bir slogan...Zira bu afişten sonra
akp ötekileri çoğu yerde toplatıp, İşimiz hizmet, gücümüz
millet olanları astı. Onlara zaten oy vermeyeceğim!
Dün Beykoz'da gördüğüm bbp afişi şöyle :
Farkettiniz mi? BBP geliyor!
Sahi mii, hiç farkında değildik ya..tüh tühh :))
* seçimler konusuna sonra devam edeceğim.
* son yazının yorumlarına yarın cevap yazacağım, kaale
almadım sanılmasın :)
Annem Hep Arkamda
2 hafta önce
7 yorum:
Yürümeye özendirici bir yazı olmuş. Yürürken hayata dair detayları çok daha ince görürüz. Hele ki çevremize gerçekten bakacak dinginliğe sahipken. Haftanın belli günleri yürüdüğüm bir yol var. Her sabah orada yürüyüş yapan bir öğretmenle konuşuyorum. Ne güzel değil mi, "sarı çatılı evin yanındaki begonyalar cıvıl cıvıl" dedim. Orada Begonya olduğunu bugüne kadar hiç görmemiş. Sahilde yürüyüpte balıkçıları görmeyenler gibi.
Afişleri anlatmışsın ya,
Haftasonu Çengelköydeydim.
Belediye başkan adayı herkesi selamlıyordu.
Bir baktım, otobüsten inip beni de selamladı. Bir esnafta portakal verdi.
Sıcak bir seçim olacak gibi..
Sonuçlar konusunda sürprizler olabilir gibi sanki.
"Vay be " dedirten sloganlar yok gerçekten de... Ama dün Mecidiyeköy'de gezerken bir muhtarın seçim afişine rastladım. Pop kültüre tıpatıp uyan ve beni gülümseten bir sloganı vardı...
Adını unuttum herifin ama Ali Alır diyelim; gülümseyen bir adam resminin üstüne şu sloganı yazmışlardı: " Muhtar adayı Ali Alır için oy vermeye Var mısın, Yok musun " ... Bu arada o gezdiğin yerlere hayranımdır ben...Ama nedense bir türlü kafama göre bir ev bulamadım, bu yakadan kopamadım...
ben de karşı taraftan sarıyer yaptım sabah .. giderken gneş dönerken karanlık..
ve bu yıl sloganları bilmem ama seçim konuşmaları.. gölge oyunu gibiydi..)
atalet
Valla bana bıkkınlık geldi
her dakika bir seçim minibüsü
zannediyorlar ki en çok kim bağırıyorsa ona oy vermek gerek
şu iş bitse artık
Ben muhtar adaylarına taktım. Bizim mahallenin en dal!lama muhtarını seçtim.
"bizim mahallemizde neden güller laleler yok, allahın izniyle mahallemiz en iyisine layık" diyen bi muhtar adayımız var.
İstanbul büyük şehir için de sünger bob'a oy vericem:) Hiç değilse okyanusta yaşıyo bi çevre duyarlılığı falan vardır:)
BDG'YE :
Üsküdar'da süpriz olabilir belki zayıf bir ihtimal Bayat kazanabilir. İstanbul genelinde pek süpriz beklemiyorum açıkcası..
HASANC!YE :
Yaşamak için bu yakayı tavsiye ederim her zaman..Senin kafana göre bir yer bulursam haber veririm :)
ATALET'E :
Adaylardan ziyade parti başkanlarının saçma sapan atışmasına döndü. dediğin gibi gölge oyunu :)
ALPER'E :
Ben cevap yazana kadar bitti işte :) Ben İstanbul'dan daha çok Ankara'yı merak ediyorum zaten :)
KAYIPSİMURG'A :
Muhtarın görevleri içinde çiçek ekmek yok ama :)) Bizim ki çevreci muhtar diye afiş yaptırmış, çok gördük çevreciliğini de!!
Özledim İstanbul'un sahillerini. Bir senesinde asyadan avrupaya elele tutuşmuştuk. Bayağı yürümüştük o sene anadolu yakasının sahillerinde. Bir keresinde Can'ı Sarıyer'den Beşiktaş'a kadar yürütmüştüm. Şimdi salondan mutfağa zor yürütüyrum. Ah ah :)
Yorum Gönder