30.06.2008

Nişanyanlar ve Düşündürdükleri

Geçen haftanın en dumur olaylarından biriydi;
Sevan Nişanyan’ın eşi Müjde’nin üzerine kendi dışkısı ile dolu
kavanozu boşaltması. Esasen olayın meydana gelişi mayıs
ayında fakat medyaya intikal edişi yeni. Benim gibi görmeyi
bırak, okuduklarından bile midesi ağzına gelen biri için bu
yazıyı yazmak zor olacak ama niyet ettim bir kere.

Nişanyan’ın davranışında hiç affedilip, hoş görülecek bir
durum yok tabi ki. Yine de merak ediyorum: Müjde Hanım

bu harekete maruz kalmak için ne yaptı ? Şirince’deki kadınlara
gösterdiği davranış biçimine tepki olarak yapıldığı iddia edilmekle
beraber konunun bu kadar basit olacağına inanası gelmiyor
insanın. Eğer Sevan Bey psikopatın teki değilse ( bugüne kadar
duyulmamış ) adama planlı programlı olarak, kavanozu alıp
tuvalete gidip içini özenle doldurmasına sebep olan şey ilginç olmalı!

Veya sorun kadında değil, tamamen adamın kendi karakterindeki
pislikte ve kötülük anlayışında...Bilemiyorsun ki...
Olayın bu yönü bizleri ilgilendirmez fakat psikolojik açıdan

bakarsak bir adam eşine bunu yapıyorsa ona olan sevgisi, saygısı,
hiçbir iyi duygusu kalmamış demektir diye düşünüyorum.
Olayın iğrençliği ayrı bir boyut, basına intikal edip küçük düşmeleri
ayrı bir boyut...

Beni ilgilendiren kısmı ise dün Ahmet Hakan’ın yazısını okuyunca
kadar aklıma gelmemişti. İnternetten sipariş vermek için bir süredir
almak istediğim kitapları bekletiyordum. Bunların içinde
Nişanyan’ların Küçük Oteller kitabının son baskısı da vardı.
Hakan’ın
“Yanıma almadan Ege'ye açılamadığım o şahane
"Küçük Oteller Kitabı"na, "bir kavanoz dışkı"nın iğrenç
çağrışımlarından kurtulup nasıl göz atacağım?” satırlarını
okumak üzerimde benzer bir etki yarattı. Şimdi ben o kitabı alınca,
aklıma bu olay gelmeden okuyabilir miyim acaba ? ( Önyargılı veya
yaptıkları bir tek şeye bakarak insanları yargılayan biri de değilim
üstelik ) Ya da böyle bir davranışta bulunan adamın kitabını almak
doğru mu? Kafam karıştı yahu!

26.06.2008

Yeniden merhaba

Son blog yazımın üzerinden bir ay geçmiş.
Yemek hikayelerine yazdıklarımı ( ki onlar da daha önceden
yazılmıştı ) ve bir milyon fikir'deki bir yazıyı saymazsak
Bu zaman içerisinde hiç yazmamışım gibi birşey oluyor...
Zaten ben yazmak istesem de blogcu buna izin vermeyecekti :)
Buradaki blogu açtığımdan beri her iki tarafı eş zamanlı
götürmeyi pek beceremedim. Blogcu her düzeldiğinde
orada yazmaya devam ettim fakat artık yapmayacağım
sanırım. Bir kaç ayda bir bakım çalışması sıkıntısı yaşamak
istemiyorum. O yüzden en iyisi burada devam etmek gibi
görünüyor. Uzun süre ara verince blogun bir taraflarında
değişiklik yapmak gibi bir takıntı var bende...Dünden beri
buradaki başlık ve renklerle uğraştım. Şablonlar denedim,
sonunda yine ilk beğendiğimde kaldım...

Geçen bir ayda ne yaptığıma gelince :
Birlikte çalıştığımız arkadaş işten ayrılıp, yurtdışına gitti.
O nedenle işlerim çoğaldı fakat kafam daha rahat gibi :)
Bir süre yerine yeni bir eleman almayacağız. Bunun tek
dezavantajı uzun süreli izne çıkamayacak olmam fakat
bu yaz bir yere gidecek durumum olmadığından şimdilik
sorun değil. Bu arada o masada daha önce çalışan arkadaş da
yurt dışına gitmişti. Ben de oraya mı geçsem diye düşünüyorum
bazen :) Ama kendi masamın konumunu daha çok sevdiğimden
yapmayacağım...

İş dışında çok üzüntüler yaşadım...Çok sıkıldım..çok ağladım.
Bazen bir şeyler kötü gittiği zaman düzelmesi o kadar uzun sürüyor ki.
Henüz düzelen bişi yok ama bunları burada yazmak istemiyorum.
Burası kurtarılmış bölge ve kötü şeylere yer yok :)

Imm başka ne yaptım...Okudum, gezdim, maç izledim :)
Avrupa maceramız buraya kadarmış ne yazık ki :(
Takip ettiğim blogları okumaya devam ettim ama yorum
yazamadım...

Şimdilik bu kadar, sonra yine gelirim...