29.05.2009

Merkür hadi normale dön artık!

Kaç gündür hem evde, hem iş yerindeki pc'lerde sorun var.
Dosyalar kilitleniyor, internete girmiyor, girince çok yavaş
çalışıyor v.s v.s...Bir sayfaya girebiliyorsam, ötekine giremiyorum.
Tamam iş yerindekine format atılması lazım biliyorum ama
biraz daha idare etsin bana ne! Bazıları bunu Merkür'ün
geri gidişine bağlıyorlar. Pek inanmam böyle şeylere ama
eğer pazartesi normale dönerse inanacağım. Rivayete göre
31.mayıs'ta bitiyormuş muş! O zamana kadar net detoksu
yapayım bari fırsattan istifade...Hafta sonu Pasaj'daki dükkan
için imalata devam edip, birkaç dolap yerleştirebilirsem
süper olacak.

Aşağıdaki fotoğrafın yazdıklarımla bir alakası yok tabii.
( maille gelmişti geçenlerde, lazım olur diye sakladımdı )
Hafta sonu ikramı olarak değişiklik olsun diye son günlerin
popüler içkisi rakı koydum sayfaya :) O rakının altına
bir şarkı ekleyeceğim eve gidince..En çok hangisi uyar
gidene kadar düşüneyim :)


Güzel hafta sonları olsun..





geberiyorum - Ali Kocatepe

not : Ali Kocatepe bestesi ama söyleyen : Ferhat Göçer
Aslında Nükhet Duru yorumunu aramıştım, bulamadım...

Geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden....

sözler : Nazım Hikmet

25.05.2009

Çekemediğim Fotoğraflar



Sokakta yürürken, araba kullanırken, vapurun penceresinden
bakarken, ışıklardan karşıya geçerken, kafede otururken ,
herhangi bir yerde, herhangi bir zaman diliminde...Aniden
bir kare takılır göze, tam o an bir deklanşör çalışır beyinde...
Bazen bir kaç saniye, bazen bir kaç dakika, bazen çok daha uzun
süren, bir kayıt başlar...Yanınızda fotoğraf makinesi/kamera
yoktur ya da vardır ama çalıştıramazsınız...Elinizde bir kayıt
olmasa da, zihinde kalır o görüntüler, aklımızın albümünden
düşen bir fotoğraf gibi çıka gelir günün birinde...

İşte böyle fotoğrafını çekmeyi çok isteyip de yapamadığım,
"anların" kısa hikayelerini yazacağım bazen burada...


18.05.2009

Tersi dönmek...

Çoğu zaman yollarda pek çok ayrıntıya dikkat
edebilirim, hiç araba kullanmama rağmen, arabalı
fakat yolu bilmeyen arkadaşlarımı her yere götürebilirim.
Veya bilmediğimiz bir yerde, doğru yolu bulabilirim,
detaylı ve güzel adres tarif edebilirim...Fakat buna
mukabil, benim kadar tersi dönüp de yanlış yerlere giden
başka birini daha tanımıyorum. En son geçen yıl yaşadığım
yanlış vapura binme olayından sonra artık akıllandığıma
hükmetmiştim ki; bugün pazarda yolumu kaybettim!
( yarın tatil olduğundan bugün de işe gitmedim )
Nasıl oluyor bilmiyorum ama kafam dalgınken yolları
şaşırıveriyorum...Bazen dalgın değilken de şaşırıyorum gerçi :)

Biz bu semte taşımadan önce babam yeni emekli olmuş ve
kana.rya yetiştirmek için dükkan tutmuştu. Oraya
gelirken üç kez kaybolmuştum mesela...Her seferinde
yanlış bir yerden saptığım için olmadık sokaklara gider,
haritası olan bir bakkalı bana tarif ederler, oradan bizim
sokağa bakar, sonra bulurdum. Buraya taşındıktan sonra
o bakkalın nerede olduğunu hiç göremedim :)
Genellikle bir yere giderken dükkanları kendime
hedef koyarım. Köşedeki x manavını geçince soldaki
ilk sokak, marketin yanı v.s gibi...Eğer bana yol tarif
eden kişi, 50 metre yürüyüp, 3. sokaktan sola dön
sonra çaprazındaki sokağa sap derse tamam! hayatta
bulamam...Bir gün annem de babamın yanındayken,
işten çıkışta yanlarına gidip süpriz yapayım, birlikte
pizzacıya gidelim diye düşünerek dükkana gitmeye
niyetlendim. Allahım yine yolu bulamıyordum!
Akşam vakti, hava kararmış..kapatıp gidecekler endişesiyle
babamı aradım. " Ben size geldim ama yolu bulamıyorum",
adam haklı olarak " be kızım hala öğrenemedin mi?"
diye kızdı..( önceki kayboluşlarımda kızar diye
babamı hiç aramazdım zaten ) "Neredesin? gelip alalım"
diyor..Etrafıma bakınıyorum hiç bir dükkan yok, sokak
tabelası da yok..Bir yandan yürüyorum " buralarda
birşey görünmüyor" diyorum..Babam telefonda bağırıyor!
Sonunda bir yumurtacı gördüm.. Adını söyledim, " orda ne
işin var, bekle geliyoruz" dedi, geldiler sonunda arabayla.
Meğer maç varmış, maça yetişecekmiş! O sinire pizzacı
fikrimi hiç söylemedim tabii :) Şimdi buralarda
kaybolmak hakikaten komik geliyor, nasıl başarıyordum
bilmiyorum valla :)

Bunların yanısıra bir de ters istikamet vakalarım vardır.
Sık sık gitmediğim veya ilk kez gittiğim bir yerde, vasıtalara
çoğu zaman ters yönden binerim..( binerdim diyeyim,
artık akıllandım sanırım ) Yine son hatırladığım ;
Ziverbey'den otobüse binip, Üsküdar yerine Bostancı'ya
gitmemdir. ( İstanbul'u bilmeyenler için bu iki semt arasında
otobüsle gitmek yaklaşık bir saati bulur )
Gerçi burada Bostancı'ya gelmeden bir kaç durak kala
farketmiştim yanlış gittiğimi ama inmedim. (Kafam yine
çok meşguldu ) Vaktim de vardı, epeydir bu tarafa
gelmiyordum diyerek son durakta inip etrafı dolaşmıştım.
Böyle o kadar çok olay var ki.. Mesela iş yerine ilk
taşındığımız hafta yanlış otobüse binip , daha uzak bir
durakta indikten sonra ters yöne yürüdüğüm için
yolu bulamamıştım da, iş yerini aramıştım, biri gelip
almıştı beni...Beylerbeyine gitmek için vapura binen
birinin Yeniköy'de ne işi olduğunu da bir dahaki yazıda
anlatırım artık :)

14.05.2009

Tırtıl kardeşler






Güneşli güzel bir
havada üç tırtıl kardeş
bahçede gezmeye
çıkmışlar...Bir süre
birbirlerinden ayrı
takılıp, dolaştıktan
sonra tekrar
karşılaşmışlar...


Sarmaş dolaş olup hasret gidermişler...

Sonra kafa kafaya verip, ne yapacaklarını tartışmışlar...
Biri "ağaca çıkalım" demiş, biri "çimenlerlerde
yuvarlanalım" demiş, biri de "trencilik oynayalım" demiş...

Arka arkaya dizilip sıra olmuşlar ve o sırayı hiç bozmadan
taştaki çizginin üzerinde yürümeye başlamışlar...

Böylece trencilik oynayarak çimenlere kadar gidecekler,
yuvarlanıp, ağaca çıkacaklarmışş :)
..........................................................................................
Geçenlerde iş yerinde bahçede otururken bu
tırtıllar dikkatimi çekti. Önce toplandılar, sonra da
yürüyüşe geçtiler...Bir arkadaşın söylediğine göre
bunlar çam kese tırtılıymış ve çam ağaçlarına çok
zarar verirlermiş. Çocukken, yazlıkta gördükleri
vakit hemen öldürürlermiş. "Tamam zararlı olabilir
ama yazıkk bunlara, çok şekerler öldürme sakın"
diyerek ona engel oldum. O günden sonra bir daha
görmedik zaten... Neden öyle dizi halinde yürüdüklerine
dair bilgi edinemedim fakat otuz-kırk tanesi böyle dizilip
yürüyebiliyormuş. Çok ilginç ve komik geldi bana,
kendilerine göre bir mantıkları olmalı...
Bilen varsa aydınlatırsa sevinirim :)

13.05.2009

Yemek yapan erkek!

Yemek yapan erkek seksi midir? Açıkcası bu konuda pek bir şey
düşünmüşlüğüm yok. Kişisine göre olabilir de, olmayabilir de...
Uzun zamandır aynı adamı sevdiğim ve onun da bu işlerle fazla
alakası olmadığından olsa gerek, beni ilgilendirmiyor yani :)
Fakat şunu biliyorum ki; iyi yemek yapmasını bilen adam,
evlilik için dışardan göründüğü kadar cazip olmayabilir.
İyi bir aşçı ile evlenme hayali kuran kızlarımızın hayaline
limon sıkmış gibi olmayım ama böyle bir ihtimali de
hatırlatmak istedim :)

Kardeşim ( kendisine bundan sonra Dino diyelim )
üniversiteye gidinceye kadar hemen her Türk erkek çocuğu
gibi her türlü ev ve mutfak işinden muaf, annesinin biricik
oğlu, ekmek elden, su gölden yaşadı. Sebze pek sevmediği,
çok yemek seçtiği için annem tarafından hep onun sevdiği
şeyler yapıldı...( anneler erkek çocuklarını ayrı bir kayırıyor
kim ne derse desin :) bu konuya dair hep bir yazı yazmak
istemişimdir , bu vesileyle arada dokundurayım )
Sonra şehir dışında bir üniversite kazanıp, 5-6 yıl evden
uzak yaşayınca o sebze yemeyen çocuk gitti, yerine çeşit
çeşit yemeği pişirebilen biri geldi. Babamın dediği gibi;
"biz bunu iktisat okusun diye yolladık, çocuk neredeyse
aşçı olacakmış..." durumu.

İlk zamanlar öğrendiği değişik yemekleri evde bize yapması
hoş geliyordu. ( her gün yapmıyordu tabii, bazen...)
Fakat bu bilmişlik annemin yemeklerini eleştirmeye, her
yaptığında bir kusur bulmaya varınca, babamla ben biraz
şey olduk ( ney olduğumuzu tanımlayacak kelime bulamadım
burada ) Yok o yemeğe soğan rendelenip de mi konurmuş,
küçük küçük doğranması lazımmış, yok metal kaşıkla değil,
tahta kaşıkla karıştırmak gerekirmiş, tencerede değil,
fırında, fırında değil tavada, maydanozlu, dereotlu, kısacası
baharatlarla ilgili konmalı veya konmamalı olayı derken...
Annemin yemekleri şaştı. Yaptıklarını ona beğendirecek diye
alıştığımız lezzetleri değiştirmeye başladı. Örneğin "Anne niye
bulgur pilavında domates ve soğan yok" sorusuna " Dino
sevmiyor" cevabı almaya ben şahsen alışamadım.
( Onun olmadığı zamanlarda bizim istediğimiz gibi yapıyor )
Hatta yemekteyiz yarışması piyasaya çıkıncaya kadar bir de
yemeklere not vermesi vardı ki! 7-8 veriyorsa bu onun iyi
notuydu :) Neyse ki o yarışma başlayınca puanlamadan
vazgeçti. Biz annemlerden ayrı fakat yakın oturduğumuz için
akşam yemeklerini genellikle onlarda yiyoruz. Bana göre
"kadın yapmış, uğraşmış işte, biber sevmiyorsam ayırırım
kenarı yemem..." O ise neden biber konduğundan başlar,
nasıl doğranması, pişirmesi gerektiğine dair brifing verir...
Babamla ben, kadıncağıza acırız savunmaya kalkarız,
annem hemen oğluna toz kondurmaz :) Neyse yani
diyeceğim odur ki bu bu işlerden iyi anlayan erkek güzel de
her gün yemekleri o yapmayacağından ( hele mesleği ise
evde sık yemek yapmasını hiç beklemeyin ) her türlü
eleştirisine açık olmanız gerekir. Sizin özenerek yaptığınız,
herkesin bayıldığı elmalı turtayı, "bunun elmaları niye
rendelenmiş, ben rendelenmiş elma yemem, güzel olmuyor"
derse alınmayacak kadar sağlamsanız mesele yok tabii...
Mesela kardeşimin ünlü bir otelde aşçı olan bir arkadaşı
evinde yumurta bile kırmaz...

Buraya kadar yazdıklarımdan kardeşimi biraz acımasız
tanıttım sanırım :) Aslında güzel yanları da var tabii...
Kalabalıkları ağırlamayı çok sever, yemek yaparken hiç
zorlanmaz ama iki kişilik yemek yapamaz hep fazla kalır :)
Diyelim kadayıf yapacak, bir tepsi yapar..Annem yarısını
komşularına dağıtır. Bir tencere yemeği üç gün yenebilir
fakat onun da fazlasını yine komşulara verirler. Sonra
komşular ondan tarif ister...Benim yemek pişirmekle
çok ilgim olmadığından bilmediğim her şeyi ona
sorabilirim fakat çoğu konuda zıt olduğumuzdan bu
konuda da uyuşamayız...Güzel ancak yılda birkaç kez
yaptığım, herkesin çok beğendiği yemekleri Dino pek
sevmez. ( tavuk sote hariç )

Evlenen arkadaşlarının eşleri ilk zamanlar zorluk çekerler.
Hani erkeklerin "annemin yemekleri" tribi vardır ya...
Bizimkilerde "Dino'nun yemekleri" en büyük rakiptir.
Kaç arkadaşının eşine tarif vermiştir bu yüzden.
Bir gün arkadaşları bize yemeğe geldiler.
Birinin eşi özellikle mercimek çorbası istemişti. Sonra
yerken beğenip "bu çorbayı her yapışımda Dino'nunki
gibi değil lafını duymaktan gına geldi, nasıl yaptın anlat
bakayım " demişti :)

Yemekten iyi anlar ama mutfağı dağıtmakta üzerine
yoktur, bir su bardağını yıkayıp kaldırmaz. Bir de cool
ve ağır abi tipinden hiç yemek yapan biri olduğunu
anlayamazsınız...Herkes seninle evlenecek kız yaşadı
dese de, ben bu eleştirgen tavrı yüzünden pek öyle
düşünmüyorum ama hayırlısı...Belki sevdiği kıza, bize
yaptıklarını yapmaz :) ( 29 yaşında, 1.85 boyunda, kumral,
yakışıklı kardeşime talip olan varsa bana yazsın )
Bu arada blogumu okumadığını umuyorum :)
( eskisini biliyordu ama burayı bilmiyor, inşallah yani )

Yanlış anlaşılmasın kardeşim aşçı değil henüz. Ancak hedefi
o yönde, ilerde mutlaka yemek üzerine bir iş yapmak istiyor.

Son olarak bir kaç gün önce yaşadığımız bir olayı anlatayım...
İşten çıkıp annemlere gittiğimde sofrayı hazırlamıştı.
- Hah çek bak şu salatanın resmini o çocuğa göster! dedi
- Niye çekiyorum, ne oldu ki ?
- O kadar güzel salata yaptım ama o bugün gelmeyecekmiş
bari fotoğrafını görsün... Şimdi bunların arasında bir güzel
salata yapma-yapamama şeysi var. Kadıncağız o gün özenmiş
görsün nasıl yapılırmış diye...Bunun da yemeğe gelmeyeceği
güne denk gelmiş :) ( böyle şeyler genelde kayınvalide-gelin
arasında olmaz mı yahu ) Neyse...Fotoğraf makinemi evde
unuttuğumu söyleyince o zaman telefonunla çek diye ısrar etti
annem. Peki dedim, telefonla çektim salatayı ve enginarı...
Tam sonuncu pozda, telefon elimden kayıp önümdeki
çorbanın içine düştü! Uzun süre temizlemek zorunda
kaldım...Salatanın resmini eklerdim buraya da, telefonun
data kablosu yanımda değil :)

12.05.2009

Arıza

Ne zaman "bugün zamanım var, kafam yerinde, yazmak
istediklerimden bazılarını yazayım" diye düşünsem bir arıza
çıkıyor. Neyde çıkmıyor ki!

Az önce yemek yerken gazetelere bakıyorduk,
Dünyadaki en mutlu insanlar Danimarka'daymış.
Mutluyum diyenlerin oranı: %90, gelecek kaygısı taşımama
oranı : %92, işsizlik : %2...Diğer ülkeler %85 civarı ile
Finlandiya, Hollanda ve İsveç. Türkiye ise değerlendirme
dışı kalmış :) Listenin tamamı yoktu ama Akdeniz ülkelerinin
adı hiç geçmiyordu. Enteresan...Neyse..konu bu değil.

Sabah yine işe geç kalmışken, çarşıda bankadan para çekip,
diğer bankadaki hesabıma yatıracak ve sonra da ödeme
yapacaktım. ( para arkadaşımın ve ödeme de onun )
Tam kartı atm'ye sokacakken, yan tarafında konuşlanan pazarlama
elemanı, bilmemne kartınız var mı? diye sordu, "var ve ötekinden de
istemiyorum" dedim. ( daha önce de sormuşlardı çünkü ) o yine
birşey sordu ve ekranda yazan yazıyı son anda farkettiğimde
kartımı atm kapmıştı! Ah birisi birşey söylerken, orda hiç yokmuş
gibi yapıp, onu dikkate almamayı ne zaman öğreneceğim acaba!
İçeri girip kartımı istedim. Ben kartla işlem yapacakken, içerdeki
görevli atm'nin arkasındaki kasayı yerinden çıkardığı için kartım
gitmiş. E olabilir geri verirler hemen değil mi? Hayır! vermiyorlarmış!
Önce dediler ; yetkili B.Hanım'ın gelmesi lazım, o gelse bile akşam
5'ten önce verilemez. Bunu duyunca bütün şalterler attı bende.
O saate kadar bekleyemem kartımı verin diye bağırmaya
başladım. Yetkili geldi, o da aynı şeyleri söyledi. O kutu günde
birkez açılıyormuş, falan filan...Diyorum ben para çekip
ödeme yapacağım, akşam beşten sonra çok geç v.s
"Bankamızın prosedürü böyle" dedi. Ben de "başlarım sizin
prosedürünüze de, size de.. " diye bağırdım. Küfür etmedim ama
hayatımda ilk kez bir yerde bağırıp olay çıkardım. Ki bana çok
ters bir durum bu. Kadın kutuyu açtı, kartı çıkardı, kimliğimi de
aldılar ve bekleyin dediler...Beklerken bu sefer sinirden ağlamaya
başladım. Saat 11'i geçmiş, kahvaltı etmemişim, başıma ağrılar
girdi. Bir de görevli geldi çay kahve ister misiniz diye sordu,
"istemem" dedim küskün çocuklar gibi...Sonuç olarak
kartımı vermediler :( Saçma prosedürlerini daha fazla yazmak
içimden gelmiyor. Ama söyledikleri çok mantıksız
olduğu için genel müdürlüğü arayıp soracağım fırsatım olunca.
Benim fikrim bağırıp, çağırdığım için bana gıcık olup kartımı
vermedikleri...Ama almasını bilirim! ( o kartı kaptırmanın
bugün bize neye mal olduğunu bilemezler ki onlar...)

11.05.2009

Çiçekli haftalar..



Çiçekler gibi renkli ve güzel haftalar olsun hepimize :)

5.05.2009

Hıdırellez için gül ağacı burada :)



3.Geleneksel Sanal Gül Ağacının Altında Dilek Dileme etkinlikleri
başlamıştır :) Bütün istediklerimiz gerçek olsun inşallah...

Bu sene değişiklik olsun diye, iş yerinin bahçesindeki ağacın
altına koyacağım dilek kesemi, umarım sabah geldiğimde
yerinde bulurum :)


Ekleme :
Akşam iş yerinde arkadaşım Aslı ile dileklerimizi kağıda çizerken
bana sordu : Karşılıklı aşkı nasıl çizebilirim ?
"Elele tutuşan bir kızla erkek çiz, kalp içine al..." dedim :)

d.n : Bu gül ağacı fotoğrafı bir kaç sitede olduğundan gerçek
kaynağını bilmediğim için belirtemiyorum.

2.05.2009

Mayıs hezeyanları



"Nisan yağmurları, mayıs çiceklerini getirir."

Mayısa girdik ya bugün..Bloga birşeyler yazsam mı diye

diye bakarken aklıma bu söz geldi. Ama çiçekler çoktan açtı ki!

İstanbul'un tepeleri mora kesti...Laleler renk cümbüşünde,

menekşeler, sümbüller, kral kızları...daha neler neler...

Keşke İstanbul'da mevsim hep bahar kalsa...Mor salkımlar

hiç dökülmese...Ve ben, ah ben de baharı yaşayabilsem.

Kaç mevsim geçti, yaşanmamışlıkların yaşanmış gibi yapılıp

dolaplara kaldırılışının üzerinden, saymaktan vazgeçtim...

Kendimi unutmuşluğumdan kaç gün, kaç ay, kaç yıl geçti

bilemedim ki... İçimden umut trenleri geçiyor durmadan.

Birinin yolculuğu bitse, ötekininki başlıyor...Son durak

mutluluk istasyonu ama nedense bütün vagonlar uçuruma

yuvarlanıyor oraya varamadan.

Mayıs...Hiç düşünmemiştim bir kız ismi olarak güzel olacağını.

Yoksa düşündüm mü? Buket Uzuner'in Benim Adım Mayıs'ını

okurken de düşünmemiş olabilir miyim? Sanmam..herhalde

düşündüm ve unuttum. Çünkü en sevdiğim aydır...

Bu ayda doğan bir kızım olursa adını "mayıs" koyabilirim.

İyi de neden! neden bir kızım olsun ki...Öyle bir isteğim yok!

Tuhafır, bir çocuğum olsun diye hiç hayalim olmadı benim.

Fakat pek çok hayallerim oldu..Hala da var ve yaşadığım sürece de

olmasını istiyorum. Bir zaman, geceleri yatağıma yattığımda hayal

kuramadığımı farketmiş ve şaşırmıştım. Çocukluğumdan beri

kurduğum hayalleri hatırlamaya çalışmıştım o gece...Bazılarına

gülmüştüm. Sonra düzeldim...Peki ya hayallerinizden suçluluk

duyduğunuz oldu mu hiç? Ya da hayalinizde bile mantıklı olmaya

çalışıp sonra da "yahu hayal işte o kadarını da kurcalama!" dediğiniz...

"Yürü! hür maviliğin bittiği yere kadar

İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar"

Yaşayalım değil mi? Haziranda ölmek de zor zaten...

Mayısı bitirdim de, hazirana geçtim :) Ah ah...

"Bir off çeksem karşıki dağlar yıkılır" diyen kişiye de

burdan selam olsun, rahmet olsun...

Şimdi böyle saçmalıyorum ya, aslında bir dur demem

lazım kendime. Çünkü başka bir saçmaladığım zamanı

hatırladım...Pişman değilim de, komikti sanırım.

Birkaç yıl önce, tatildeydik...Sevgilimle tartışmıştık, çok

üzgün ve kırgındım. Aslında çok sudan bir sebepti ama

normalde pek fazla şeye alınıp, trip yapmadığım için bu sefer

yapacağım diye işi inada bindirmiştim. Sinirimden gidip

balkonda taşa yattım. Bir süre sonra, baktım hiç ilgilenmiyor,

içeri girdim. Bir şişe şarap açtım, şarabı açtığım çakı ile

oynarken aklıma elimi kesmek geldi. Belki o zaman beni ciddiye

alır diye düşündüm. Çakıyı alıp karşısına geçtim "ben bileğimi

keseceğim" dedim. Şimdi çok komik ve saçma geliyor bu yaptığım :)

Önce ihtimal vermedi, "kesersen kes, bana ne" dedi.

Bu lafın üzerine artık geri adım atamayacağım için çakıyı bileğime

sürmeye başladım. ( ki hiç öyle bir niyetim yoktu, kendime bilerek

iğne bile batıramam, kan görünce midem bulanır, başım döner )

Sevgili, niyetimin ciddi olduğunu anlayınca çakıyı elimden almaya

kalktı, ben vermek istemedim ve boğuşmamız esnasına parmağım

kesildi, hem de bayağı derin..

"Akacak kan damarda durmazmış" diye boşuna dememişler!

Sonuç olarak barıştık ama parmağımda o kesiğin izi kaldı...

Şimdi durduk yerde bunu neden anlattım bilmiyorum, birden

aklıma gelince yazıverdim işte...Aslında mayısla başlayıp

kısa kısa bazı şeylerden bahsedecektim. O da başka zamana

artık, şimdilik yeter :)