31.03.2009

Börek Ayini

Ben küçükken izlemeyi en çok sevdiğim şeylerden biri
anneannemin börek açma ayinleriydi…Ayin diyorum çünkü
gelişigüzel yapılan bir eylem değildi…


Önce yapılacak olan böreğin bütün malzemeleri ocakta
hazırlanırdı. Bu kısımda beni ilgilendiren tek şey eğer börek
kıymalı ise, bir parça ekmeğin içine alacağım kavrulmuş
kıyma hakkımdı. Böreğin içine koyulacak olan her şeyi ,
anneannem hamuru açacağı yuvarlak yer sofrasının yanına
getirir yere yayılmış olan temiz örtünün üzerine koyardı.
Sonrasında sofranın etrafında dizilmiş olan torunlarına sessiz
olmalarını tembihleyerek “bismillah” deyip işe koyulurdu.
Bazen yalnız ben, bazen de kuzenlerimle birlikte huşu içinde
izlerdik onu…


Sofranın ortasında döktüğü undan havuzun içine kırdığı
yumurtaları ve diğer malzemeleri, elleriyle karıştırarak hamur
haline getirişine, hamurları el çabukluğu ile aynı boyda küçük
küçük ayırmasına, o küçük topları oklava ile açarak
yuvarlatmasına, bir illüzyonisti seyrediyormuşcasına bakardık.
Zaten yemek yapmak da bir nevi illüzyon değil miydi…
Bunlar olurken en kızdığı şey başında gürültü, yaramazlık
yapılmasıydı, aşırıya kaçıldığı vakit güleç yüzünde ve sevecen
bakışlarında iğreti duran bir kızgınlıkla oklavasını sallayarak
kovalardı bizi. Ben sessiz durma garantisini vererek başından
ayrılmazdım. Şansım varsa, kalan hamurdan bir parçayı
oynamak için alacağım beklentisiyle…( Şimdi aklıma geldi de
ben anneannemden başka hiç kimseyi yemek hazırlarken
izlemezdim. Halbuki bir yemeği tariften bakıp yapmaktan
daha önemlidir bu. Bazı püf noktaları vardır ki kitaplarda
yazmaz, meleke kazanarak ve görerek oluşur ancak )


Bana en olağanüstü gelen ; anneannemin yaklaşık olarak pasta

tabağı büyüklüğünde açtığı hamurları tepsiye koyma aşamasında
eliyle evire çevire hiç yapıştırmadan, bozmadan tepsinin
büyüklüğüne getirmesiydi. Ağzım ve gözlerim kocaman açılmış
vaziyette heyecanla bakardım…Bunlar üst üste tepsine dizilir,
ortaya iç malzemesi konur sonra tekrar hamurlar konarak
kenarları kıvrılarak kapatılırdı. Yaptıklarından en önemlisi
Tatarların meşhur köbete böreği idi. Pirinç ve tavukla
yapılan bu böreğin tarifini, şimdi anneannem kadar
olmasa da güzel yapan teyzemden öğrenip yazarım bir gün size.
( Keşke sağ olsaydı da kendisinden alabilseydim tarifi ve bana

anlatacağı yemek hikayelerini )


Börek fırına verilip pişerken ortalığa yayılan koku hepimizi mest

ederdi. Fakat fırından çıkar çıkmaz öyle hemen tabaklara konup
vuslata erilmezdi. Önce üzerine su serpilir üzeri örtülürdü, buna
böreğin anasına-babasına gitmesi denirdi. Çok acıkmışsam
“yaa çabuk gidip gelsin anasına babasına” veya “bu sefer de

gitmese olmaz mı? “ diye mızıldandığımda “hayır “ derdi
anneannem kesin bir tavırla “o zaman böreğin tadı güzel olmaz,
biraz daha bekleyeceğiz” Beklerdim..Ve böreğin annesini,
babasını düşünürdüm… biz yiyince üzülmezler miydi? kardeşleri
var mıydı? nereye gidiyordu? cevaplarını hiç bir zaman tam
olarak alamadığım sorulardı işte :)


Sonuçta anneannemin yaptığı bütün yiyecekler gibi daima

beklenmesine değmiş bir lezzet olarak inerdi midelerimize.

Ada / 14.07.2008



D.N : Bu yazıyı daha önce kendi blogumda yayınlamamıştım.
Pcyi karıştırırken bulunca buraya ekleyim dedim...

5 yorum:

Adsız dedi ki...

yemek ritüeldir aslında..
evin ailenin soyun türün devamı..
ne güzeldi yazın..
=)
atalet..

.. dedi ki...

hiç duymamıştım böreğin anasına-babasına gitmesini 8)
sağol. ne güzel yazmışsın.

Gergin dedi ki...

Pazar günkü gözlemelerin
etkisinden kurtulamamışsın
gibi..:))

Anlattığın bu ayini de iyi
bilirim.
Yalnız şu "anasına-babasına "
gitme meselesini hiç
duymamıştım.

geçkalmadımki dedi ki...

Ne güzel yazmışsın.. Acıktım :))
Sevgiler...

alpernatif dedi ki...

İşte işin güzelliği zaten hemen ellettirilmemesinde
ankara'da meşhur Uludağ iskendercisinin yemekler neden geç geliyor sorusuna verdiği yanıttı
"Biraz daha acıkıp,yemeği daha fazla istemeleri için"