26.08.2009

Huri, Nuri ve.....


Bu karikatürü görene kadar hiç aklıma gelmemişti bak...
Erkeklere huri, kadınlara gılman verilen cennette, üçüncü
cins için ne verilir acaba? Cübbeli Hoca televizyona
çıkarsa birisi sorar mı ki :)

22.08.2009

Durağan bir günden...

Sık sık çok yoğunum diye yazdığım olur buraya,
ancak geçen hafta kendimi de aştığım kadar çok
çalıştım...İş arkadaşımın ikinci kez izne çıkmasıyla
onun ve benim işlerimin tavan yaptığı bir 10 günü
geride bıraktım çok şükür...
Neyse uzatmıyım, geçmiş olsun :)


Herkes "sen ne zaman izne çıkacaksın? " diye soruyor
ama cevabı ben de bilmiyorum. Neyse ki ramazan
geldi de bahane oldu :) Bunu yazarken aklıma geldi,
ben normalde çoğu istediğim veya yapacağım şeyleri
olmadan herkese söylemem, söylersem olmayacakmış gibi
bir inancım vardır...Fakat son zamanların trend düşünce
şeysine göre söylemek ve yazmak ( evrene mesaj
göndermek yani ) istediğin şeyi daha olabilir kılıyor ya...
E ben de yazayım :) Belki faydası olur. Ekimde Bodrum'a
gitmeyi çok ama çok istiyorum...Dilerim olsun!
Aslında gitmek istediğim tek yer orası değil elbette...
Ama öncelikle istiyorum ki bir yerderden para çıksın :)
( düşündükçe aklıma isteklerle ilgili uzun bir liste geldi,
ancak şimdi yazmayım hepsini )

Bugün; onca haraketli zamanlardan sonra zihnen özellikle
oldukça sakin, sessiz ve durağan bir gün geçirmekteyim...
Ramazan'da en çok zorlandığım şey sahurdan sonra tekrar
uyumak ve sabah kalkmak..Dün sabah mecburiyetten ve
başka seçeneğim olmadığından bu konuda pek zorluk
çekmeden her zamankinden erken gittim işe..
Bugün uyku sorunu olmadığından 5 buçuk gibi yattım ve
2'de kalktım...Ama arada sık sık uyanıp, kalkarak...
O yüzden bir garip hissediyorum kendimi :)

Evde yapılacak çok iş var ve hiç birine el atmadım daha.
Saat : 15.18... Bu ramazan en çok susamak beni
düşündürüyor...Sahurda o kadar çok su v.s içiyorum ki,
ondan sonra sabaha kadar mecburen kaç kere kalkmak
zorunda kalıyorum :)

Güllacı çok severim...Dün akşam eve gelirken alıp, bugün
yapacaktım ancak onu alma işini yolumun üzerindeki
sonuncu markete bıraktığımdan, orada da kalmadığından
alamadım :( Annem "ne acelesi var, yaparsın daha" dedi..
"Öyle ama en azından 10 aydır bekliyorum bunun için"
dedim! Aslında güllaç ramazan dışında da her zaman
yapılabilecek-yenebilecek bir tatlı ama nedense çoğu
yerde satmıyorlar...Haliyle gözden uzak olunca da
he diyince alınamıyor...Neyse.. birkaç gün daha beklerim
artık.. Aslında az önce kardeşim markete giderken almasını
istedim ama güllaç hiç sevmediği için "alamam" dedi!



Bu da geçen yıl yaptığım sakızlı muhallebili
güllacın fotosu :) yazarken aklıma geldi, gittim buldum..

Fotoğraflarını taslak olarak kaydettiğim yazmam gereken
birkaç yazı var ama yazasım yok...Bu yazdıklarımı da
aşağıdakinden sıkıldığım için zorla yazıyorum :)

Şimdi gidip evi biraz adam etmem lazım...
( Ev işi yapmayı hiç sevmediğimi daha önce
yazmıştım dimi! )

15.08.2009

İki tavsiye

Tavsiyelerim
pek bilinmeyen şeyler değil ama yazasım var işte...
Bugünlerde makyaj bloglarına merak saldım, onlardan
etkilendim sanırım :)

Sulugözlü biri olduğumdan yıllardır waterproof maskara
kullanıyorum. ( ağlayınca, gülünce, alerjik nedenler v.s den
dolayı gözümden bol miktarda yaş akma potansiyeli var )
Bir de maskara takıntım vardır ki..Mesela bunca yıllık
iş hayatımda bir gün olsun rimel sürmeden işe gitmedim.
Bu arada marka olarak vazgeçilmezim, Max Factor...
Denediğim onca çeşit içinde kirpiklerimi en uzun süre kıvrık
tutabilen sadece odur...( Ha çok pahalı markalar içinde daha
iyisi olabilir ancak onları da ben alacak durumda değilim :)
Neyse...su geçirmez maskaralarda en büyük dert çıkarmasıdır.
Fakat Bebak acı badem sütü ile bu hiç sorun olmuyor ve kolaylıkla
çıkıyor. İşin komik tarafı şişenin üzerinde göz makyajı hariç
kullanın yazıyor :) Sanırım bunun nedeni göze kaçınca yakmasından
dolayı olabilir...Umarım öyledir çünkü 10 küsür yıldır kullanıyorum
bir zararını görmedim :) ( arada başka temizleyiciler de denedim
tabii ancak bana daha iyi gelenine rastlamadım )
Bu arada ben pamuk yerine yumuşak kağıt mendil kullanıyorum,
çünkü pamuk lifleri göze kaçabiliyor...Bir de sütü gözüme sürüp
hafifçe ovaladıktan sonra siliyorum, öyle daha kolay geliyor bana.

Bir kozmetik mağazasında/reyonunda size "göz makyajı
temizlemek için ne kullanıyorsunuz? " diye sordukları zaman
"acı badem sütü" cevabını aldıklarında genellikle burun
kıvırırıp, küçümser bir edayla "Ama o olmaz ki, göz makyajında
kullanılmaz, ben size çok daha iyi bir ürün tavsiye edeyim v.s"
dedikleri zaman inanmayın! Daha fazla para vermenize hiç
gerek yok. Ayrıca yağlı olduğu için makyajı temizledikten sonra
tekrar nemlendirici sürmeye de gerek kalmıyor. Yalnız şunu
hatırlatmamda fayda var; Benim cildim kuru-karma ve çok hassas.
Yağlı ciltlerde ne gibi bir etkisi olduğunu bilemem, bir de herkesin
cilt yapısı, hassasiyeti aynı değil, ancak kuru ciltler için çok iyi...
Hatta nemlendiriciniz, el kreminiz bittiği zaman
bunu o niyetle de sürebilirsiniz. ( krem olarak sadece bunu
kullanan ve ciltleri gayet de iyi olan bir kaç tanıdığım var )
Buradan Bebak yetkililerine de şunu diyim;
Sakın bu kremin içeriğiyle oynamayın, geliştirelim, daha iyisini
yapalım filan demeyin :) Bir de sakın sakın piyasadan kaldırmayın!
( Okurlar mı sanmam ama pek çok ürün birkaç yılda bir değişime
uğradığından neme lazım, ben diyeceğimi diyim de...)

Gelelim ikinci güzellik tavsiyeme :)


Bugün başka bir şeyin fotoğrafını çekerken 3 günlük
pembe ojeli tırnaklarımı da çekesim geldi :)
( O şeyi sonra yazacağım zaten )
Ve hani sorarlar ya, güzellik anketlerinde filan

"hayatınız boyunca aldığınız en iyi güzellik tavsiyesi
nedir?" diye...Ben de benimkini yazayım:
Tırnak etlerimi geriye doğru ittirmek.
Tee orta birinci sınıfa giderken Filiz diye bir arkadaşım
öğretmişti bunu bana :) O zamandan beri aklıma estikçe
yaparım ve o etler hiç çıkmaz...Ve hayatım boyunca hiç
kuaförde manikür yaptırmadım, evde de sadece oje sürüp
törpülemekten öteye bir şey yaptığım yok...



Gerçi tek elle çektiğimden ve oje eski olduğundan
resimde çok iyi çıkmadılar ama yine de yazayım dedim...

D.N : Çok feminen bir yazı oldu, erkekler kusura bakmasınlar :)
Ayrı blog açıp oraya yazacak halim yok ya!

14.08.2009

Blogroll v.s v.s

Yaklaşık 15 gün kadar önce şablon denemeleri yaparken
takip ettiğim bloglar listesi uçtu..Şablonun yedeği vardı ama
nedense bazı gadgetleri saklamıyor...İzlediğim kişilerin
hepsini reader, f.feed v.s ekleme konusunda tembel bir
insan olduğumdan yandaki liste de gidince boşluk hisseder
oldum..Ayrıca iş yerindeki pc'ye yeniden windows yüklenmesi,
evdeki internette yaşanan sorunlar derken blogda yapmak
istediğim değişiklikleri de yapamadım, bir süre daha sade
kalmasına karar verdim. Ancak listemi yeniden oluşturacağım...
Kolay bir yolu varsa yazarsanız sevinirim :)

Bir de aklıma gelen şeyleri mümkünse o an yazmaya çalışacağım,
sonra aklımdaki güncelliğini yitirince bir anlamı kalmıyor çünkü...
( Bu kararı kaçıncı alışım orasını karıştırmayalım :) )

Gelecek post konusu : A.B.S veya N.E ( kendime not :p )

5.08.2009

Bazen başlık bulmak ne zor oluyor!

Ağlamak istiyorum yaa :((( Aşağıdaki yazının üzerine
bir sürü şey yazmıştım..O konuyla ilgili değildi ama
kendimle ilgiliydi...Hiç birini kaydetmemiş hain
blogspot :(( Yazmıyorum işte!!
..................................................................................................

Aşk bazen hiç beklemediğin bir anda gelir.
Kaybolduğunu sandığın bir kalabalığın içinde seni gören bir

çift gözle çıkıp gelir. Fark edilmiş olmanın mutluluğuyla.
Kısacık bir telefon mesajıyla gelir. Senin yerine yapılıvermiş

küçücük bir şeyle gelir. Bazen de küçük cümlelerin içine saklanarak
gelir aşk. Hiç umulmadık bir şekilde, pat diye çıkıp gelir.
Kalbin de, bedenin de hazırlıksızken gelir. Özensiz bir giysi vardır

üzerinde ya da yağmurda ıslanmışsındır; tam da o gün garip bir
tesadüf eseri tatlı bir tanışıklık yaşanır, sonra araya vakit girer,
iş güç girer, dünya telaşı girer ama günün birinde başka bir yerde
tekrar karşılaşırsınız. Belki sen hatırlamazsın ama o seni en çirkin
halinle gördüğü halde unutmamıştır. Unutulmamış olmanın hazzıyla
çıkıp gelir. Bazen bir şarkıyla çıkar gelir. Beklenmedik jestlerle ve
ummadığın anda karşılaştığın şefkatle gelir. İlle de bir beraberliğe
dönüşmekte diretmeyerek gelir. Bilirsin, sana ilgi duyan birisi vardır
ama dile dökmemiştir bunu; ne zaman karşılaşsanız aynı utangaçlıkla
minicik bir şey yapar ve sen de kabul edersin; bu kabulleniş ona yeter
ama seni de mutlu eder. Her defasında “Vay be! Hâlâ devam ediyor
demek ki, ne güzel” dersin. Evet, aşk bazen de böyle gelir.
Olasılıklarla, arzularla, geçmişinden duyduğun utanç ve gururla,

yaralarınla ve umudunla, kahkahalarınla ve göz yaşlarınla, iyilikle ve
kötülükle, hayata ve aşka karşı yeniden duymaya başladığın o büyük
inançla ya da engellerle ve imkansızlıklarla çıkıp gelir...
İclal Aydın
* Geçen haftalarda www.iclalaydin.com'dan maille gelmişti bu yazı...