22.09.2008

.....

Bugün iş yerinde çok üşüdüm...Bizim odadaki klimanın
sıcak modu bozulmuş, bütün gün şalla dolaşmama rağmen
üşümem hiç geçmedi. Hapşurdum, öksürdüm ve başlangıç
aşamasında olan soğuk algınlığı gelişme göstererek ilerledi.
Bununla kalsa iyi...Boynumun alt tarafındaki kas kasılması
( nasıl tanımlanır ki ) yine başladı üç gündür, verdiği ağrı
acayip...Ufak tefek berelenmeleri saymıyorum..( örneğin sadece
biri :Dün burnumu banyo dolabının sivri köşesine çarptım.)
Bitti mi hayır! Dahası da var ama yeter bu kadar.
Bunlar fiziksel acılar...Keşke hepsi bu kadar olsaydı, razıydım...
Hiç şikayet etmezdim.
Asıl manevi ve maddi acılarımdan hiç sözetmeyeceğim...
Merak ettiğim bir insanın bunlara ne kadar daha dayanabileceği.
Güçlü bir insandım bir zamanlar. Artık değilim! dayanamıyorum.
Gücüm ve sabrım kalmadı. Bilmiyorum ne olacak ama bir an evvel
iyi bir gelişme olmasına şiddetle ihtiyacım var.
Umarım olur...Yoksa galiba ben olmayacağım.

İsterdim ki tek derdim küçük olan gögüslerimi nasıl büyütebileceğim
olsun mesela. ( Bir arkadaşım bugün bunun için doktora gitti de...
Benim öyle bir sorunum yok yani :) Ya da kilom fazla liposuction nerede
yaptırsam desem.. Ne bileyim, kuaför saçımın rengini tutturamadı diye
uykusuz kalsaydım. Olmadı, bir sevgilim yok diye üzülseydim.
O da olmadı, sevdiğim kişi beni sevmiyor diye hayatı kendime zindan
etseydim. Hiç biri olmadı mı? Kendime çeşitli kompleksler edinseydim
mesela...Burnum yamuk, bacaklarım kalın, kulaklarım büyük, dişlerimde
tel var diye taksaydım aynadaki görüntüme ( hiç biri değil bu arada )
İşimi sevmiyorum diye sızlansam, evde duvarın rengini beğenmesem,
Bilmemne marka çantayı bulamıyorum diye çatlasam. Bütün yaz
bir sürü yere gitmeme rağmen "ayy bir doğru dürüst tatil yapamadım"
diye şımarsaydım mesela...Paramı keyfim için harcayıp, ay sonunda
parasız kalsaydım. Ne bileyim daha bir sürü çoğaltılabilir örnek var.
Dertlerim bunlara benzer olsa inanın hiç kafama takmazdım...
Eskiden öyleydim ben, siz bilmezsiniz...

En zor olan şey; gerçekten büyük bir sorun olduğunda bunu
yazamamaktır bilir misiniz...Ne yazabilir, ne konuşabilir, ( bu acıları
paylaştığınız kişi hariç ) ne belli edebilir, ne çare bulabilir, öylece
yaşarsınız... Şansınız varsa çok uzun sürmez. Yoksa sürünürsünüz...
Sürünüyorum işte. Yoksa ben bilmez miyim güzel şeyler yazmasını...
Uzun zaman hiç birşey yokmuş gibi yaptım. Sonraları o da olamadı.
Artık gücüm kalmadı...Tekrar oluncaya kadar da yokum!

4.09.2008

Tekerlekli sandalye kampanyası

Sevgili Çocuk'un başlattığı ve organize ettiği, ihtiyacı olan engelli bir
gence akülü tekerlekli sandalye almak için ufak da olsa katılımda
bulunmak isterseniz, detaylar aşağıdaki linkte.
http://kalemhane.blogcu.com/lt-font-color-red-gt-tekerlekli-sandalye-lt-font-gt_23355221.html

D.N : Bu tür yardım kampanyalarında hep bir güven sorunu vardır ya,
şahsen Çocuk'a güveniyorum ve onun bu işi layıkıyla yapacağına
inanıyorum. Bugün telefonda konuşurken daha emin oldum
demeyeceğim çünkü zaten biliyordum...

1.09.2008

Ramazan Davulcuları

Bilirsiniz her yıl bir davulcu tartışması
yaşanır. Bu zamanda davulcuya ne
gerek var diyenlerle, davul
gelenektir kalkmasın diyenler...
Geçenlerde bu konuda aklıma bir
fikir geldi. Bunu yazmadan önce
davulcular hakkındaki hislerimi
belirtmek isterim. Ben küçükken
nedense davulcudan çok korkardım.
Anneannemlerdeysem onun
pencereyi açıp burada çalmayın
lütfen deyişini, Babaannemlerdeysem
gündüzden davulcuya ( meydanda
ayakkabı boyardı) tembih edip, gece
bizim evin önünde sakın çalma, torun korkuyor deyişlerini unutamam.
Nedensiz saçma bir çocuk korkusu işte...Neyse ki çok uzun sürmedi.
Büyükçekmece'deki rahmetli davulcu Hüsnü dışında ben hayatım
boyunca sahur vakti güzel davul çalanına pek rastlamadım. Hani o mani
söyleyip, güzel güzel davul çalanlar bizim oturduğumuz semtlere hiç
uğramadılar. Sahura kalkacağımız vakitten 2 saat öncesinde geçerek
uykularımızı bölen o davulculardan hiç olmazsa beklediğim bir şey
vardı: Uzaktan sesi hoş gelen davulu güzel ve ritmli çalmaları...
Zamansız uyandık ama bak ne hoş çalıyor adam demeyi...Hiç olmadı..
Davula dan dan dan vura vura, kuru gürültü yaparak geçip gittiler hep.
Onlar için davul çalmak değil bahşiş toplamak önemliydi çünkü.
O yüzden de hep gereksiz buldum ramazan davulcularını,
yasaklanmalarına da üzülmedim. Zaten hiç kimse onun geçmesini
bekleyerek sahur ve imsak yapmıyor.
( Bir de öyle alakasız saatlerde geçiyorlar ki )

Madem ramazan davulu bir gelenek , büsbütün kalkmasına da
gönlümüz razı olmuyor , Benim fikrim şöyle : Ramazandan 1-2 gün
önce ve bayramda davulcular sokakları dolaşarak eskiden olduğu gibi
maniler söyleyerek ve güzel ritmler çalarak bir küçük konser
versinler, sonra bahşiş toplasınlar. (Bundan kaçış yok nasıl olsa :)
Hani görme engelliler müzik grubu sokakları dolaşıp şarkı söylüyorlar ya
onun gibi... Tabii bu davulcuların belediyeden izin ve belge alması
koşuluyla, yoksa herkes alır eline bir davul atar kendini sokağa :)
Kiraz / 30.09.2006


D.N : Bizim oralarda yok ama bugün hala davulcu geçen yerleri
duyunca, aklıma iki yıl önce yazdığım yukarıdaki yazı geldi.
Bir kenarda kalmasın dedim..

Kelimeler ve çağrışımlar

Zaman...Usain Bolt'un bile geçemeyeceği hızda akıp giden zaman.
Eylül...En sevdiğim üç aydan biri. Sevgilim sonbahara zarif bir

başlangıcın ismi eylül...yazması güzel, söylemesi güzel eylül...
Yazmak...Hep aklımda olan, kafamda sayfalar dolusu yazdıklarımı
klavyeden ekrana geçiremeden uçuşan kelimelerin uzayın boşluğunda
kaybolması.
Pazartesi...Gerçeklere dönüş günü.
Ramazan...Bin aydan daha hayırlı, ayların sultanı, gönüllerin tacı...

Sakin ve huzurlu.
Oruç...Sukünet, tevekkül, sabır...Benim için açlığın pek sorun olmadığı,
yememek değil de birşeyler içmemenin biraz zorladığı.

( bir de bazı günler başım çok ağrıyıp, dönmese )
Sahur...Ah o uykunun bölünmesi! Gecenin bir vaktinde insanın hiç

yiyesi yokken yemek zorunda olmak...Tekrar uyuyabilmenin ve
uyanmanın karşı konulmaz ağırlığı. Ama yine de iyi ki var olan.
İftar...Bekleyiş ve vuslat.
Çalışmak...Kimi zaman başka şeyler düşünmeye fırsat vermemesi
açısından iyi, kimi zaman overdose yüzünden bıktırıcı.
Zaman aşımı...Yazılacak konuların sendeki güncelliğini veya gündemini
yitirmesiyle bir anda eskiyiveren sözyitimleri.
Lost...İlk sezonu izlemeye birkaç ay önce başladığımda birer ikişer
bölüm izleyip en az bir hafta ara veriyorken, şimdi 2. sezonun sonuna
geldiğimde sürekli merak ettiğim, hatta rüyamda gördüğüm dizi.
( bir ara detaylı yazabilirsem yazarım )
Ve sen...Karanlık bir tünelin ucunda birden görünen ışık gibi aydınlığım..
Halet-i ruhiye...Bir garip...gün içinde belki geri döner, belki dönmez.