17.03.2008

Ortaköy


Dün sabah köprüden geçerken sana takılınca gözlerim, daldım
gittim yine bir zaman yolcuğuna…
Sakladın mı anılarımızı Ortaköy? Bilir misin sende tek bir an yok
hatırladığım “bunu yaşamasaydım” diyebileceğim.
Olur olmaz her şeye gülen ilk gençlik yüzlerimizi…Wendys’de
yediğimiz tadı unutulmaz hamburgerleri. İstanbul dışından gelen
her misafirimizi alıp sana getirişlerimizi, bazen tanık olduğumuz
havai fişek gösterilerinde “ bak bunları senin için özel attırıyoruz”
deyişlerimizi...Kafelerinde oynadığımız okeyleri. Parkta içtiğimiz
gazete kağıdına sarılı biraları. Beltaş’ta denizin dibindeki masalarda
güneşin batışını izleyişimizi, karşı kıyıdaki eski evimizi gözlerimle
arayıp buluşumu. Bankta oturup yediğimiz kumpirleri, İlhami’nin
yerindeki fasılları… Bakmaktan hiç bıkmayacağımız tezgahları.
Gulet’teki akşamları.. Princess oteldeki iş toplantılarımızı,
sonrasında Rock House’u…
Yolun çok başındaydık daha…
Üzüntülerimizin anlık, acılarımızın kısa sürede geçtiği günlerde…
Bir gülüşün en olumsuz şeyi silebildiği günlerde…
Fotoğraflarımız kaldı sende o günlerin en güzel anlarından…
Ben o zamanlar aşk sandığım bir hayalin peşindeyken, onunla sana
gelişlerimizi, karşılıklı oturduğumuzda sanki yüzümden her şeyi
anlayacak diye göz göze gelmekten çekinişlerimi…Fırsatını
bulduğumuz her tenha ve karanlık vakitlerde parktaki salıncaklarda
sallanışımızı. Ferda ile Hakan’ın orada adı konan aşklarını, onları
yalnız bırakmak için Cem'le bir bahane uydurup yanlarından
kaçışımızı… Ne iyi bir arkadaştı Cem, şimdi kimbilir nerede, hangi
şehirde? Ve Ferda’lar ne yazık ki boşandı…Ama o zamanlar
nasıl mutluyduk değil mi?

Sevdiğim başka, sevenim başka durumları olsa da beğenilmenin,
beğenmenin tatlı heyecanları… Ömrümün belki de en sarhoş
gecelerinden birinde sabahın dördünde, meydandaki tombik
kedilere sarılıp, “Benim de kedilerim vardı ama verdiler” diye
ağlayışımı…”Ağlama yenisi alırız” diye beni teselli eden O’na
bakıp gülme krizine girişimi…Hatırlıyor musun ?

Bulabildiğimiz her fırsatta sana kaçışlarımızı, üzüntülerimizi
denizin, gökyüzünün mavisinde bırakışımızı, seviçlerimizin bütün
sokaklarına yayılışını. Birkaç yıllık zaman dilimine sığan uzun
metrajlı bir film… Sonrasında asla eskisi gibi olmadın..olmadım…
Sana yukarıdan bakmak bazen bir albümdeki eski fotoğrafları
karıştırmak gibi… Şimdi ne ben eski ben..ne sen eski sen…