"Aşk yelkenlerini özlemle doldurduğun küçük bir
kayıkla, gecenin karanlığında okyanusa açılmak
gibi birşey " diye tanımlamıştı "sevgili" ilk tanıştığımızda...
Bu hafta aşktan bahsetmek istiyorum dediğimde
aklımda belirgin bir konu yoktu, sonradan oluştu...
Zihnimin okyanuslarında o küçük yelkenli ile anılar
denizine açılacağız birlikte, gidebildiğim en uzak limanlara...
Bu yolculuğun neler getireceğini az çok tahmin
edebiliyorum fakat ne kadarını paylaşabileceğimi veya
yazmak isteyebileceğimi kestiremiyorum. Zaman içinde
aşk ve sevgiye dair düşündüklerim, etkilendiklerim,
bakış açım...İçimden geldiği gibi sürükleneceğiz...
Dalgalar nereye götürürse artık :)
Aşka dair hatırlayabildiğim en uzak anı, bebekken bir
yaşanmışlığım olamayacağından annemle babamın
hikayesidir muhtemelen. Klasik ve eğlenceli bir lise
aşkı aslında ama çok kısaca anlatayım...Annem lise ikide,
babam üçüncü sınıftayken tanışmışlar. Babam talebe
başkanı olduğu için annem onu uzaktan tanıyormuş aslında
fakat pek beğendiği biri değilmiş, hatta seçimlerde oyunu da
ona vermemiş. Ortak bir arkadaşları tanıştırınca babam,
annemi çok beğenmiş, kendi dediğine göre de; etrafındaki
onca kıza rağmen, onun evleneceği kişi olduğunu anlamış.
Annem ilk başta kararsız kalsa da sonunda babama aşık
olmuş...Okul ve babamın askerliği bitince evlenmişler...
Annem 22, babam 25 yaşındaymış.
Çocukken anne-babalar ne kadar büyük görünüyor
gözümüze...Sonradan evlenmek için erken bulacağım
halbuki bu yaşları :) Bu yüzden midir bilemem ama
genel olarak kötü ve mutsuz olmamasına rağmen
hayalimdeki evlilik onlarınki olmadı hiç bir zaman.
Hani derler ya; ilk aşkım beş yaşımdayken, komşumuzun
oğlu Ali, ana okulundaki Kaandı, şuydu buydu..Bu anlamda
bakarsak benim ilk aşkım olarak hatırlayabileceğim biri
yok o yaşlara dair. Ve genel olarak ilk aşk denilince aklıma
tek isim gelmiyor, hayal meyal birkaç kişi :) Şöyle bir
düşününce dokuz-on yaşlarıma kadar çizgi film ve dizi
karakterleri dışında beğendiğim kimseyi hatırlayamadım.
İlk ilan-ı aşk olayım sanırım on yaşıma tekabül ediyor.
Yazlıkta Tarkan diye bir çocuk vardı, benden iki yaş
küçüktü ama hep bizimle oynardı. Romantik ve mehtaplı
bir yaz gecesinde, deniz kıyısında nasıl olduysa ikimiz
yalnız kalmışken , "beni çok sevdiğini ve aşık olduğunu"
söyledi...O kadar çok şaşırmıştım ki, sonrasında nasıl
olup da bunu anlayamadığıma hayret ettiğini, peşimden
hiç ayrılmadığını farketmediğimi, benim için yaptığı bir
sürü şeyi! anlattığında hiç birşey diyemeden öylece
çocuğa bakakalmış ve " ama ben seni bir kardeş gibi
seviyorum" diyebilmiştim. Acı ile gözlerime bakıp
"yaşım küçük olduğu için beni ciddiye almıyorsun ama
gerçekten seviyorum seni" diyerek oradan uzaklaşmasını
hala hatırlıyorum...O yaşta ne trajik bir itiraf!
( onun yaşı küçük de benim ki çok mu büyük sanki )
O günden sonra ondan hep kaçtım ve bir daha eskisi
gibi arkadaş olamadık. Aslında duygusuz biri değildim
ama o zamanlar aşk meşk olayları için çok saftım
haliyle...Ve karşı taraftan böyle ilgi görünce birden
dumur oluyor ne diyeceğimi şaşırıp, ilgisiz, duygusuz,
soğuk bir kıza dönüşüyordum.
Çok uzunca süre de böyle oldu...
İlkokul dördüncü sınıfa başladığımda, başka semte
taşınmış ve o zamana kadar oturduğumuz yerdeki
yaşıtım iki üç arkadaşın aksine burada bir sürü
kızlı erkekli arkadaşım olmuştu. Oynanacak çok
oyun ve geniş alanlarımız vardı...( bunu da
yazacağım ilerde ) Karşı apartmanda oturan
Birgül ablanın, yurtdışında yaşayan ablaları yazın
onlarda kalmaya gelirlerdi. Oğulları Emrah'ın gelişi
her yaz kızlar arasında heyecan yaratır, o yaz kimi
beğeneceği, beğendiği konuşulurmuş/du...
İlk gördüğüm zaman "ne çirkin ve sevimsiz bir çocuk,
bu muymuş anlata anlata bitiremedikleri hıh" diye
bir tepki verdiğimi hatırlıyorum. Hiç ilgimi çekmemişti..
İşin komik tarafı birkaç arkadaşımın bayıla bayıla gideceği
pek çok yere, onlarla ailecek görüşmemiz neticesinde
birlikte gitmek durumunda kalmıştım yıllarca...
Bu yüzden mahallede birbirimizi sevdiğimize dair
dedikodu çıkarmışlar ve çok sinir olmuştum!
Bu dönemlerde benim asıl ilgimi çeken kişi, Birgül ablanın
eşi Ayhan abinin yeğeni Bekir'di...Onlar da bizim orada
oturmuyorlardı fakat sık sık gelirlerdi. Çok güzel yeşil
gözleri vardı, yakışıklıydı ve benden büyüktü iki üç yaş...
( zaten şimdiye dek beğendiğim kendi yaşıtım biri olmadı
hiç, iki üç yaşın lafı bile olmaz ama çocuklar arasında yaş
farkı daha önemli oluyor ) Onu beğendiğimi kimselere
söylemezdim. Uzaktan uzağa hayranlıktı sadece...İlkokulu
bitirdiğim yıl çok güzel bir tesadüf oldu ve yazları kaldığımız
yere çok yakın oturduklarını öğrendik...Bir şeyler almaya
markete, manava giderken onların evinin önünden
geçiliyordu...Ve bu tür işleri seve seve yapıyordum :)
Çoğu zaman bisikletiyle gezerdi ve bazen beni arkasına
alıp, eve bırakırdı...Birbirimizden hoşlanıyorduk fakat
çok seviyeli bir arkadaşlığımız :p vardı...Çocuk saflığı
ve dile getirilemeyen duygular içinde yaz biterken,
bir gün kendimce çok salakça bulduğum bir davranışım
yüzünden, onun yüzüne bir daha bakmaya cesaret edemedim,
o macera orada bitti...Ne yaptığımı tam olarak hatırlamıyorum
fakat başka bir kız yüzünden ona trip yapmış ( o zamanlar
trip denmiyordu tabii ) sonradan söylediğim şeylerden
pişmanlık duymuştum ya da onun gibi bişiydi...
Ne kadarr utanç verici! Utangaçtım işte, ne yapayım..
( Soyadını hatırlasam facebooktan arardım bak onu,
fakat hiçç hatırlamıyorum ) O dönemlere dair son bir
hatırayı da anlatıp biraz büyüyeyim :)
Yine sokaktan arkadaşım olan Hande'nin abisi Ufuk vardı,
kardeşimle acayip ilgileniyor, onu gezmeye götürüyor,
oyuncaklar alıyor...Neredeyse kendi kardeşlerinden çok
benimkiyle ilgileniyordu. Pek umurumda değildi açıkcası,
kardeşimle aramızda 5 yaş olduğu için zaten beraber pek
oynamıyorduk. Babamlar da Ufuk'u çok seviyorlardı...
Bir gün mahalledeki çayırda uçurtma uçururken, bu bana :
" Çok kısa etekler giyiyorsun, balkonda otururken bacaklarını
aşağı sarkıtma, bütün çocuklar sana bakıyor, sokakta lastik
oynarken etek giyme, şunu yapma, bu yapma" gibisinden
nasihatler etmeye başladı...Ben yine şaşırdığım için " sana ne,
sen kim oluyorsun da bana karışıyorsun be! bile diyemeden
sustum ve gittim...Bir anlam verememiştim bu söylediklerine.
Alla alla ona ne oluyordu ki, kardeşimi gezdiriyorsa bana neydi!
Birkaç gün sonra iki arkadaşımın söylediklerini duyana kadar
bende jeton düşmedi...( yaşıtlarıma göre akıllı, bilgili, kültürlü bir
çocuktum ama bazı konularda çok salaktım ) Ufuk'u kardeşime:
" Afacan artık bana enişte de " derken duymuşlardı!!!
Zaten onlar da bana ilgi duyduğunu anlamışlar ne zamandır da,
ben biliyorum sanıyorlarmış! Nerde...Hiç oralarda değildim ki...
Bunu duyunca Ufuk'tan da uzaklaştım, o da benden yüz
bulamayınca kardeşime olan ilgisini yavaş yavaş azalttı :)
Okul tatillerinde bütün gün sabahtan akşama kadar sokakta
oynayan, evde ise sürekli okuyan bir çocuktum.
Televizyon o zaman da öncelikleriminden değildi...
Eski Türk ve Hollywood filmlerini denk gelirsem izler,
en çok Ediz Hun'u ve Salih Güney'i beğenir, sarışın olduğu
için Göksel Arsoy'u hiç beğenmezdim...O zamanlar nedendir
bilmem sarışınlardan hoşlanmazdım :)
En fazla Türk Sanat Müziği ve Zeki Müren'i (çocukken!)
Nülüfer, Kayahan, Sezen Aksu, Barış Manço, Michael Jackson'ı
dinlerdim.. Şarkı sözlerine dikkat ederdim fakat henüz anlam
yüklemeye başlamadığım, iç geçirip hüzünlenmediğim zamanlardı...
Ve Müzik Yelpazesi programını hiç kaçırmaz, eski yabancı
şarkılara ve özellikle Julio Iglesias'a bayılırdım...
( Annemlere o zamanki plaklarını saklamadıkları için
çok kızardım çünkü istediğimiz müzikleri, hele 60'lı
yıllarınkileri bulmamız öyle çok kolay değildi)
Bir de çok güzel Sezen Cumhur Önal taklidi yapardım :)
"Evett sayın seyirciler, bizim zamanımız doldu ama şarkılar
devam ediyor aşklar da tabii, insanlar yaşadıkça...."
- devam edecek-
3 yorum:
oooofff of :)
Ne çok şey anımsadım.:)
Saolasııınnn Adacım, anımsattıkların için :)
heyecanla lezzetle okuyordum. bitti!
devamı gelsin çabuk. 8)
Simurg ve Saklıcan teşekkür ederim..Devamı gelecek ama
ne zaman bilemiyorum o modda değilim bu ara :)
Yorum Gönder