12.09.2007

Beypazarı


Cumartesi sabahı yola çıkıp, yaklaşık 5 saatlik bir yolculuktan sonra
Beypazarı'na vardık. 16-17 kişilik grubumuz ve rehberimizle birlikte
ilçenin en haraketli yeri olan Alaattin sokaktan içeri girerek bu şirin
beldeyi keşfetmeye başladık. ( Yukarıdaki fotograf o sokak değil )
Beypazarı tarih boyunca İstanbul-Ankara-Bağdat'ı birbirine bağlayan geçit
yolları üzerinde bulunduğundan önemli bir ticaret merkezi olmuş.
Antik çağdaki ismi Lagania ( kaya doruğu ülkesi ) olan ilçenin bulunduğu
bölgede çok eski çağlarda bir iç deniz olduğu daha sonra suların çekilmesi ile
kayaların ortaya çıktığı söylenmekte. Beypazarı tarihi dokusunu korumuş,
eski Osmanlı mimarisi tarzında yapılan evlerin çoğu bölgede yatırım yapan
şirketler tarafından ve sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla restore edilmiş.
Evlerin bazılarında çatı kısımları yarım yapılmış. O dönemdeki inanışa göre
çatıyı tamamlamayarak Allah'a bu dünyada daha yapacak işleri olduğuna dair
mesaj verirlermiş :)


Sokakta yürümeye başladığımız andan itibaren, elinde bir tabak olan dükkan
çalışanları tarafından sürekli birşeyler ikram ediliyor. Beypazarı kurusu,
havuç lokumu, havuç döneri v.b.. En hoş tarafı esnafın ikram ettikleri ürünleri
satın almak için kimseyi zorlamaması ve içeri gelin diye ısrar etmemeleri.
Sokağın iki yanına sıralanmış tezgahlarda; tarhana, erişte gibi ev yapımı ürünler,
beypazarı örtüleri, takılar, yöreye özgü hediyelik eşyalar gibi pek çok şey
bulmak mümkün. Grubun alışverişe kapılıp, dağılmaması için rehberimiz daha
sonra serbest zamanımızın olacağını ve bol bol bunlara bakabileceğimizi

belirtiyor, yoksa hanımların çoğu kendini kaybedecek :) Beypazarı Türkiye'nin
havuç deposu olarak biliniyor, ülkenin havuç ihtiyacının %60' ı buradan
karşılanıyor. O yüzden havuçla yapılan pek çok ürün görmek mümkün.
Sokaklarda havuç suyu, havuçlu dondurma bol miktarda satılıyor.

Önce tarihi bir konakta yemek yiyoruz. Masamızın yanında bir amca bağlama ile
yöre türküleri söylüyor. Genellikle bütün restoranlarda menü aynı:
Tarhana çorbası, etli güveç, 80 katlı baklava,ayran ve ortaya yaprak sarması,
erişte, havuçlu salata...Bunlar Beypazarı'nın en meşhur yöre yemekleri.


Tarhana çorbasının tadını, ezogeline benzetiyoruz. Etli güveç ise bildiğimiz etli
pilava benziyor. Herkes yaprak sarmasını çok beğeniyor. Baklavaya pek düşkün
olmadığım için 80 kat bana gereksiz geliyor.Sadece içini yiyorum. Yanımdaki
teyze ise sadece hamurlarını :) Fakat sevenler tarafından iyi not alıyor.
( Beypazarlı'ların deyimiyle : Seksen gatlı, yemesi pek datlı )
Yemek faslından sonra gezimize devam ediyoruz.

Beypazarı Tarih ve Kültür Evi sahibi tarafından müze olarak kullanılmak
üzere bağışlanmış. Evde Osmanlı dönemine ait yaşam şekli korunarak, yöre
kültürünü yansıtan antika eşyalar sergileniyor.
Bahçesinde Bizans ve Roma dönemine ait kalıntılar da bulunmakta.



Eve girerken ayaklarımıza galoş giyiyoruz. İçerisi ahşap ve çoğu yeri
kilimlerle döşenmiş.

















Taş Mektep ; bayraklarını da görünce okul olduğunu sanıyorum ama
restoran olarak hizmet vermekte.


Ahşap minareli İncirli Camii'yi de gezdikten sonra serbest kalıyoruz ve
alışveriş yapıyoruz.



Bu otantik kıyafetlerin tanesi 500 ytl..Bizim gruptan kimse
almadı sanırım :)

Sonra tekrar bir araya gelip , bir gümüş atelyesine gidiyoruz.
Buranın özellikle telkari gümüşleri ünlü. Çok ince bir işçilik gerektiren
zarif takılar. Fakat gümüşü çok sevmeme rağmen telkari takılardan
pek hoşlanmıyorum. Zaten çeşit çok, dükkanı gezerken dayanamayıp
turkuaz taşlı bir yüzük alıyorum. Fiyatlar İstanbul'a göre gerçekten ucuz.
Ve dükkan sahipleri çok misafirperver, bütün gruba Beypazarı sodası
ikram ediyorlar. Buranın sodası da meşhur. Beypazarı'nın ünlü olan
ne çok şeyi var ya :)

Sonunda Beypazarın'dan ayrılarak yakınlarda bulunan İnözü Vadisi'nde
kısa bir tur atıyoruz. İki tarafı çok dik kayalardan oluşan dar bir vadi.
Kayalara oyulmuş çok sayıda mağara var. Bazıları hrıstıyanlığın ilk
zamanlarında kilise olarak kullanılıyormuş.

Fakat otobüsü fotograf çekmek için pek uygun olmayan bir yerde
durdurduklarından ve artık çok yorulduğumdan aşağı inmiyorum.
Yukarıdaki resmi camın gerisinden çekiyorum..Açıkçası burası beni
pek cezbetmiyor.



Sonrasında Beypazarı'nın panaromik olarak en güzel göründüğü yer olan
Hıdırlık tepesine çıkıyoruz. Buradan aşağı bakıldığı zaman dinazor sırtına
benzeyen 3 kaya oluşumu görünüyor. Gerçekten de dinazora benziyorlar.
Sanki taş olup orada öylece kalmışlar gibi. Fakat maalesef hepsini bir
fotograf karesine sığdırmak mümkün değil.

Hiç yorum yok: