Öyle zamanlar olur ki hayat bizi değişmeye çağırır.
Bu bir geçiştir tıpkı mevsimler gibi…
( Je t'aime Paris - Seni seviyorum Paris filminden )
21.08.2007
-----------------
Bu akşam arkadaşım Gülcan’la Ortaköy Feriye'ye, Je t'aime Paris
filmini İzlemeye gittik. 20 ayrı yönetmenin çektiği ,
20 hikayeden oluşan, Paris’in çeşitli yerlerinde geçen filmi sevdim.
Her biri yaklaşık 5-6 dakika süren birbirinden bağımsız romantik
hikayelerde bu kısa süre çok iyi değerlendirilmiş ve anlatılmak
istenenler güzel yansıtılmış. Yalnız vampirli olanda çok midem
bulandığı için ekrana bakamadım :) Filmde : juliette binoche,
willem dafoe, tim robbins, gael garcía bernal, eva green, javier bardem,
natalie portman,orlando bloom gibi ünlü oyuncular da yer alıyor.
Benim gibi Fransız ve İtalyan filmlerini beğenenlere, Amerikan
sinemasının sıradan ve klişe hikayelerden artık çok sıkılanlara bu
film iyi gelecektir...Ne yazık ki pek reklamı yapılmadı , biz de
Feriye Sinemasını özleyip, " güzel bir şeyler varsa gidelim" diye
bakınca keşfettik. Sanırım artık vizyondankalktı ama dvd-vcd sini
bulursam ben de alacağım.
D.N : Filmi izlerken Fransızca'nın kulağa ne kadar hoş geldiğini
bir kez daha hatırladım ve Fransızca öğrenme isteğim yine depreşti...
Ama yakın zamanda bunu gerçekleştirme olasılığım yok ne yazık ki :(
…………………………………………………..
Filmle ilgili aşağıdaki bilgiler ; http://www.film.gen.tr/ 'den alınmıştır.
Çok sayıda uluslararası yönetmenden Paris’te geçen romantik bir hikaye
anlatmaları istendi.
Montmartre (Bruno Podalydes) :
Montmartre'ın dar sokaklarında park yeri arayan bir adam kendi kendine
sorununun ne olduğunu ve neden gerçek aşkı bulamadığını sorar.
Esrarengiz bir kadın, birden arabasının yanında düşüp bayılır.
Beklediği aşk bu mudur yoksa?
Quais de Seine / Seine Rıhtımları (Gurinder Chadha) :
François ve iki arkadaşı Seine nehri kıyısında oturmuş gelip geçen kızlara laf
atarlarken ayağı taşa takılan güzel bir Müslüman kız sendeleyip, düşer.
François, arkadaşlarının alay etmesine rağmen kızın yardıma koşar. Kız
camiye gitmek için uzaklaşır. François da arkadaşlarının yanına döner; ama
birden kızın hayatından çıkıp gitmesine izin veremeyeceğini fark eder.
Le Marais (Gus Van Sant) :
Genç bir adam olan Gaspard basımcıya girer. Oradaki genç yardımcı Eli’den bir
anda müthiş etkilenir. Gaspard’ın bu garip, yeni duygusu sanki Eli’nin kulağına
sesli olarak gelir. Eli ancak onun gidişinden sonra çok özel ve ender bir şeye tanık
olduğunun bilincine varır.
Tuileries (Joel ve Ethan Coen) :
Amerikalı bir turist, Tuileries metro istasyonunda metroyu beklerken şehir
rehberini incelerken, gözü karşı tarafta tutkuyla öpüşen genç Fransız çifte
takılır. Ve rehberdeki tavsiyeleri dikkate alması gerektiğini çok geç anlar :
Paris metrosunda asla kimsenin gözlerine bakma. Bunu müthiş bir komedi izler.
Loin du 16e / 16. Bölgeden Uzakta (Walter Salles ve Daniela Thomas) :
Şafakta, genç göçmen bir anne bebeğini gönülsüzce yerel bir çocuk yuvasına
bırakır ve şehre giden metroya biner. Bu tüketici yolculuktan sonra çalışacağı
16. Bölgeye gelir. Başka bir kadının çocuğuna dadılık yapacaktır.
Porte de Choisy / Choisy Kapısı (Christopher Doyle) :
Gezgin bir satıcıyla Çin kuaför salonunun güzel sahibesi arasında garip, sıra
Dışı bir rastlantı. Bastille (Isabel Coixet) Bir adam, tutkulu, genç metresiyle
yaşamak için boşanmak istediğini söylemeye hazırlanırken, karısı gözyaşlarına
boğulup, kanser olduğunu ve sadece birkaç aylık ömrü kaldığını açıklar. Adam
her şeyi bırakıp karısıyla ilgilenmeye karar verir. Ve ona ikinci kez aşık
olduğunda hayatı altüst olur.
Place des Victoires / Zafer Meydanı (Nobohiro Suwa) :
Bir kadının uykusu, ölmüş çocuğunun ağlamasıyla bölünür. Çocuğunun öldüğü
meydana döner ve orada garip bir kovboyla karşılaşır. Kovboy bir kez daha
ortadan kaybolmadan önce çocuğuyla bir an geçirmesine izin verir.
Tour Eiffel (Eyfel Kulesi) (Sylvain Chomet) :
Tek başına bir mim oyuncusu Eyfel Kulesinin altında saçmalıklar yapıp turistlerin
canını sıkmakla oyalanır. Sonunda yerel polis onu huzuru bozmakla suçlayıp
tutuklar. Polis merkezi, ruh ikizi güzel bir kadın mim oyuncusunu bulduğu yer olur.
Parc Monceau / Monceau Parkı (Alfonso Cuaron) :
Orta yaşlı Amerikalı bir adam güzel, inatçı, genç Fransız kadınla randevusuna
geç kalmıştır. Bulvarda yürürlerken hararetli konuşmaları mahrem ve
karmaşık bir ilişkiyi açığa vurur.
Quartier des Enfants Rouges / Kızıl Çocuklar Mahallesi (Olivier Assayas) :
Güzel, Amerikalı bir aktris, Paris’te eski bir konakta çekim yapmaktadır.
Paris’li, esrarengiz bir uyuşturucu satıcısıyla ilişki kurar. Acaba aradığı
tatmini bulabilecek midir?
Places des Fetes / Bayram Meydanı (Oliver Schmitz) :
Meydanın tam ortasında, yerde yatan yaralı genç bir adama yardım etmeye
çalışan deneyimsiz bir tıp öğrencisi genç kızın başlamadan biten aşk öyküsü.
Pigalle (Richard LaGraveuse) :
Kırmızı fenerli evlerin bulunduğu Pigalle’in ortasında, seksi bir aşk
hikayesi sürerken yaşlıca bir çift ilişkilerini kurtarmaya uğraşır.
Quartier de la Madeleine (Vincenzo Natali) :
Genç bir adam, son avıyla beslenen dişi bir vampire çarparak sendeler.
Bir anda cazibesine kapıldığı bu dişi vampire sahip olmak için sonuna kadar
gitmeye kararlıdır.
Pere Lachaise (Wes Craven) :
Yeni evli bir çift, kabristanda Oscar Wilde’ın mezarını ararken, farklı yanlarını
tartışırlar. Tartışma, Oscar Wilde’ın esrarengiz hayaletinin ortaya çıkmasıyla
çözüme ulaşır.
Faubourg Saint-Denis (Tom Tykwer) :
Güzel Amerikalı bir aktris, kör sevgilisini arayarak ilişkilerinin bittiğini söyler.
Genç adamın anılarına yapılan yolculukla, ikisi arasındaki ilişkinin başlangıcından
itibaren sergilendiği bir anlayış ve bağışlama öyküsü.
Quartier Latin (Frederic Auburtin - Gerard Depardieu) :
Şık, zarif, yaşlı bir Amerikalı, resmen boşanmak istediğini söylemek için eski
karısıyla buluşur. Kibarlık kısa sürer. Ben ve Gena birbirlerine hakaretler
yağdırırlar. Yaraların yıllar süren ayrılıktan sonra bile kapanmadığını ve aşkın
asla ölmediğini açığa vuran çarpıcı bir kara mizah.
14e arrondissement (Alexander Payne) :
Amerikalı Turist bir kadının 14. Bölge de yürürken sonunda kendini anlayıp
kabullenmesi. Paris, seni seviyorum için eğlenceli ve dokunaklı bir son.
1 yorum:
Yazan: bunyaminakkaya
ve sen bu kadar romantik filmleri gülcan'la birlikte izledin!?
e ne diyeyim
bu ayıp da istanbul erkeklerinin olsun.
valla biz ankara da asla müsaade etmeyiz böyle bir şeye
konu mankeni gibi de olsa oturuz yanına
alırız elimize patlamış mısır külahını :)
*****************************
• 19.9.2007 - doğrucu hatceee
Yazan: HaYLaZYaGMuR
Yalan söylüyor Kiraz'cığım bende bazen arkadaşlarımla gidiyorum sinemaya kimse gelmiyor yanımıza :D
*********************************
• 20.9.2007 - .........
Yazan: kirazg
Bünyamin'e : Nedense erkeklerin çoğu, sevgilim de
dahil romantik filmleri pek sevmiyor :) O yüzden ben de
illa buna gidelim diye tutturmuyorum.
Ayrıca bizim gittiğimiz sinemalarda kimse kimseye asılmaz :)
............................................
Yağmur'a : Kendi yaptığını Ankara'lı erkeklere mal ediyor galiba ;)
Yorum Gönder