
Çocukken her hafta sonu Büyükçekmece’de oturan
Babaannemlere giderdik. Dedemlerin evine geldiğimiz zaman ,
kucaklaşma faslından sonra ilk yaptığım şey, vazgeçilmez
ritüelim; Çeşit çeşit güller ve çiçeklerle dolu bahçenin bir
köşesinden başlayarak hepsini tek tek koklamaktı…Rengarenk
kadife, limon, kayısı, sarmaşık gülleri, zambak, sümbül, leylak,
hanımeliler… ve niceleri..hepsini üşenmeden koklardım..
Sonuda burnumun ucu sararmış olarak büyüklerin yanına
döndüğümde bana gülerlerdi…Çocukken bazı mekanlar insana
ne kadar büyük görünüyor. O bahçe bana kocaman gelirdi.
Üç katlı apartmanın dört yanını çevreleyen bahçenin ön
tarafında, kapının üstündeki kemere sarılmış koyu kırmızı
kadife gülleri karşılardı gelenleri…Yazın misafirler bahçede
ağırlanır, yemekler orada yenirdi…
Şimdi gözlerimi kapatıp , "o günlerin resmini çekebilseydim eğer"
diye düşündüğümde esantaneler geçiyor hafızamın
derinliklerinden :
Kendinden başka kimsenin koparmasına izin vermediği çiçekleri
bahçe makasıyla kesip toplayan, onları özen ve sevgiyle
yetiştiren, bana örgü-elişi öğreten, her istediğimi alan canım
Babaannem.. Akşamüstleri hortumla bahçeyi sulayan, gelip
geçen komşularla sohbet eden, çok güzel sesiyle Türk sanat
müziği şarkıları söyleyen tonton Dedem…Amcamın siyah av
köpeği Hektor..Bahçenin etrafını turladığım üç tekerlekli
bisikletim…Arkadaşlarımla evcilik oynadığımız köşe.. Külah
olarak kullanıp mürdüm eriklerini içine dondurma diye
koyduğumuz, babaannemin koparmamıza kızdığı turuncu
sarmaşık çiçekleri…Yaz akşamları hafta sonlarında bahçede,
ailece yemek için kurulan masa…Plaj sepetlerimizle sevinçle
denize gidişimiz…Arka taraftaki balkondan sarkarken, “sarkma
düşeceksin” dememe kalmadan düşen kardeşim ve yaşadığımız
büyük korku… Kartopunun içine taş koyup atan yaramaz
çocuklar ve çok acıyıp, şişen yanağıma ağlayan Ben..Yürüteci ile
bahçedeki bodrumun açık kapısından aşağı düşüp o korku ile 2
yaşına kadar yürüyemeyen yeğenim…İçine bakmaya korktuğum
kuyu..Bir gece sokakta yakar top oynayan amcam, babam,
annem, yengem ve arkadaşları… Yaşadığım ilk ölüm vakası ;
babamın dayısının cenazesi… Belediyenin anonslarını dikkatle
dinleyişimiz.. Komşumuz Necati Dede'nin mahallenin çocuklarını
içine doldurup çektiği at arabası.. Onun gezdirmeyi çok sevdiğim
köpeği Bobi, çiftliğindeki ördekler, tavuklar, kazlar, atlar, inekler..
Babaannem'le beraber ‘tüt’ toplamaya gittiğimiz arkadaşının
bahçesi ve adağı olunca ziyaret edilen yatır Nasuh Dedenin
küçücük türbesi...
Henüz bozulmamış şirin sayfiye kasabası Büyükçekmece…
Ve daima burnumda tüten gül kokusu…
Gül kokusuydu çocukluğum , kokusu çocukluğumda kaldı…

Çocukluğumu bir fotograf karesine sığdıramadım…Yukarıda
yazdıklarım o eve ve bahçeye ait bir kesitti sadece…
Çocukluğuma dair yazmak istediğim orası kadar önemli bir şey
daha var. Onu da paylaşırım birgün…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder